0%
Yükleniyor...
Hata/İstek Bildir
Aktif Üye 0
Gece Modu
Katip Online Topluluk Hikayesi

Anı Detayı

Katip Online topluluğundan gelen gerçek sınav, çalışma ve meslek hikayelerini okuyun; ilham alın ve kendi deneyiminizi paylaşın.

Kaptanbey
Kaptanbey 31.08.2026 05:36 · 19 saat önce
TOPLULUK PAYLAŞIMI

Sinema Gişesinden Adliye Koridorlarına

❤️ 1 Beğeni
💬 0 Yorum
👁️ 33 Okunma
⏱️ 5 dk Okuma
Tüm klavye başında parmak eskiten dostlara selamlar!
Bugün size, şu an geçtiğiniz o heyecanlı yollardan geçmiş bir meslektaşınız olarak, sinema salonunun loş ışıklarında başlayıp adliye koridorlarında biten, inişli çıkışlı kendi hikayemi anlatmak istiyorum. Amacım, ilk denemesinde barajı geçemeyen ya da umutsuzluğa kapılan dostlarıma küçük bir ışık tutmak.

Her şey bir sinema salonunda, bilet kesen bir gişe görevlisiyken başladı. Seanslar başladıktan, biletleri kesip izleyicileri içeri uğurladıktan sonra gişede, bilgisayar başında boş boş oturduğum uzun saatler oluyordu. Günün birinde bilgisayar ekranına öyle boş boş bakarken, küçüklüğümden beri bilgisayar başında klavyeyi adeta bir enstrüman gibi kullanan, bakmadan tıkır tıkır yazan insanlara ne kadar özendiğim aklıma geldi.O boş oturduğum an, içimdeki hızlı yazma tutkusunu yeniden dürttü. Biraz internet araştırması sonrası Halk Eğitim Merkezlerinde bunun eğitiminin verildiğini gördüm ve o gazla Halk Eğitim Merkezi’nin yolunu tutup bilgisayar kursuna yazıldım. Tabii patronum da sağ olsun, günde bir saat bunun için bana müsaade etmişti; hakkını ödeyemem. Neyse, o dönem zabıt katipliğinden tamamen bihaberim, henüz aklımın ucundan bile geçmiyordu.

Kurstaki arkadaşlarımın çoğu kadındı ve aşırı bir rekabet içerisindeydiler. Kimisi "en hızlı ben yazmalıyım" hırsında, kimisi bir ayda ilerleyememenin verdiği kaygıyla "olmuyor" diyerek moral bozuyor... Derken, arkadaşlarım katiplik sınavlarından bahsedince içimdeki o hızlı yazma virüsü beni iyice sardı ve bir anda kendimi bu rekabetin içinde buluverdim.

Tabii işin asıl kırılma noktası Halk Eğitim’deki hocamla yaşadığımız o büyük inatlaşmaydı. Yılların Q klavyecisi olarak kursa başlamıştım. 3 dakikada hali hazırda 70-90 yazan üç beş parmağım varken, hele hele bir de onları 10 parmağa çıkardım mı... "Ohoo, bu işi götürürüm" diyordum. Ama hocam ilk kurs gününde yüzüme bakıp, "Sıfırdan F klavyeye geçeceksin!" demez mi, ben hemen defansa geçtim, "Hocam asla olmaz, düzenimi bozamam" diye direttim. Ama hocam o kadar tecrübeliydi ki, F klavyenin Türkçe için biçilmiş kaftan olduğunu anlatıp beni kursun ikinci günü ikna etti. İyi ki de etmiş... Gişedeki boş vakitlerimde, evde, gece gündüz demeden adeta parmaklarım su toplayana kadar sıkı bir tekrara başladım. Sonuç ne mi oldu? İnat ettiğim o F klavyede bir haftada 30'ları, ikinci haftada 50'leri gördüm ve bir ay gibi kısa bir sürede 3 dakikada 90 kelimelere çıkmıştım.

İlk klavye sınavım geldi çattı. Süre bittiğinde heyecandan ne kadar yazdığıma dair en ufak bir fikrim yoktu, kesin kaldım diyordum. Sonuçlar açıklandığında 107 kelime yazmıştım! O şaşkınlıkla bizi gözetleyen katip arkadaşın yanına gidip saf bir şaşkınlıkla, "Ya hocam, bu çıktı kağıdında bir yanlışlık mı var acaba? Ben gerçekten bu kadar yazdım mı?" diye sordum. Katip arkadaş gülüp "Yok kardeşim, yazmışsın işte" demişti. Klavye sınavım kendi adıma gurur vericiydi (sıralamada aşağılarda olsam da, gururluydum)  ama ne yazık ki o yıl mülakat aşamasında elendim. İlk klavye maratonu hüsranla bitmişti

Yılmadım ama hayat araya başka planlar soktu. Tam iki yıl boyunca klavye maratonundan uzak kaldım, araya bir de vatan borcu girdi. Askerlik bittiğinde, içimdeki o hızlı yazma tutkusunu rehabilite edip katiplik sevdamı taze tuttum. Döndüğüm gibi yeniden klavyenin başına geçtim.

Ve nihayet ikinci klavye sınavı günüm, salondaki yerimi aldım. İşte tam orada, hepinizin kulağına küpe olması gereken o olayı yaşadım: Sınav esnasında hemen yanımdaki sıra arkadaşım olan bir kız, kollarını tabiri caizse havaya kaldırıp klavyeye adeta "pata pata"  diye vurarak yazıyordu. Çıkardığı o gürültü salondaki herkesin dikkatini dağıtacak cinstendi, beni de inanılmaz rahatsız etti. Ama hiç aldırış etmedim; tabii ki öncesinde evde yüksek sesli müzik dinleyerek çalıştığım o gecelerin hakkı olsa gerek, sese bağışıklık kazanmıştım... Sadece kendi metnime ve doğru tekniğe odaklandım. Sonuç? O sınavda tam 170 kelime yazarak ilk beşe girdim.  Peki o kollarını havaya kaldırıp klavyeyi döven arkadaşa ne mi oldu? Mülakat günü gözlerim onu çok aradı (sırf merakımdan hayvan gibi yazmış olsa gerek diye düşünüyordum) ama yoktu, elenmişti... Çünkü hızlı yazmak, klavyeyle kavga etmek veya şov yapmak değil; tamamen odaklanmak ve soğukkanlılıkla doğru tekniği uygulamaktır. (hızı da unutmayalım )

Mülakata gelince, mülakatta özgüveninizi koruyun, size soru sorulduğunda ses tonunuzu korumasını bilin.  (o ses tonu çok önemli, incelmesin) Cevaplarınızda duraksamayın. Gerekirse soruyu yarım cevaplayın kısa kesin (ıııı ,,, şeyy diye düşünme duraksamaları olmasın kötü intiba bırakır)  
Protokol ve görgü kuralları, kendinizi ifade etme şeklinizle fark yaratın ve şansınıza güvenin.
Aslında bu süreçte anlatılacak, sayfalar dolusu daha çok şey, çok anı var ama sizleri de klavye başından alıkoymamak adına şimdilik burada kısa kesiyorum.
Sözün özü genç meslektaş adaylarım: Bu süreç bir maraton. Sinemada bilet keserken bir anda kendinizi bambaşka, yerlerde bulabilirsiniz. Bazen ilk virajda elenirsiniz, bazen araya askerlik girer, bazen "Yapamam" dediğiniz F klavye sizi ummadığınız yerlere götürür. Sınav salonunda yanınızda ne yaparsa yapsın hiç kimseye kulak asmayın. Sadece kendinize, emeğinize ve parmaklarınıza güvenin.

 Yolunuz, bahtınız açık olsun. 
TOPLULUK YORUMLARI

Yorumlar

0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. Bu hikayeye ilk yorumu sen yap.

Yorum Yaz

Düşünceni sade ve saygılı bir şekilde paylaş.